Kayıtlar

HİKAYE YAZAMAYAN HİKAYECİ'NİN HİKAYESİ

Resim
''Korku zihinlerimizin tanımadığı duygu ve durumlar karşısında geliştirdiği bir savunma refleksidir. Bilmediğimiz şeyler karanlığın temsili olarak zihnimizdeki çarkları bir anlığına duraksatır. Çarkların duraksaması ile kitlenen sistem alarm verir; karanlık ve kapanış...'' Not defterini  başını kaldırdı. Boynunu iki eli ile kavrayıp sıktı. Göz kapaklarına saplanan sancı güneşin keskinleşmesi ile daha da artıyordu. Hikaye yazma orucunu bozup aklına gelenleri karalamaya karar vermişti. O hikaye yazmak istiyordu ama bakalım hikaye onu istiyor muydu? Uzun zamandır ilgilenmediği sevgilisini fark ettiği an gibi baktı kağıda; tekrar yazmaya korkuyordu sanki. ''Nerelerdeydin?'' dese ne cevap vereceğini bilmiyordu. Hikaye yazmak için yaşamak gerekirdi önce. En kurmaca olay bile bir noktada gerçekliğe bağlı olmalıydı. Gerçekliğe bağlı olmayan olayı yabancılaştırmak imkansız olacaktı. İnsan bilmediği şeyi bildiği şeyler sayesinde adlandırırdı. Ya da ta...

KAN''BUR

Resim
Sokağın köşesini dönerken taze ateşlenmiş silahını namludaki barut dumanı ile birlikte beline hapsetti. Ara sokaklardan çıkıp insanların arasına karışmasına yakın apartman boşluğuna yöneldi. Başındaki siyah maske ve şapkayı çöpe attı; çift taraflı montunun tersini çevirdi. Silahının dışarıdan belli olan kabzasını düzeltip sokağa çıktı. Alnındaki soğuk terleri montunun koluna silip nefesini düzenlemeye çalıştı. Artık ok yaydan çıkmıştı; pişman olmak yerine sakin kalmak zorundaydı. Bu gece belkide şafağa en uzak olandı. Korna seslerinin kulakları üzerinde kurduğu baskı ile uyandı. Üsküdar sahilde harika manzarası; karışık bir zihni vardı. Barut kokusu parmaklarına olduğu kadar aklına da sinmişti. Uzandığı banktan doğrulup denize baktı. Kendisine ardı ardına sorular sıralayabilecek iken vazgeçti. Sigarasına uzandı. Şairin dediği gibi;''Karanfil kokuyor cigaram'' mısrasını tekrarladı. Keyfi fazla sürmedi. Yanından geçen bir bisikletlinin önüne attığı kağıtla şiirsel düş...

DÜŞ'İNCE

DÜŞ'ÜNCELERDEN AŞAĞIYA SARKMAK TEHLİKELİ VE YASAKTIR İki çay doldurdum. Biri  bana biri de tam karşıma. Ben çayımı içtim; karşımın çayı soğudu,döktüm.  ''Bir çay daha ?'' dedim. Kendime doldurdum, karşımın bardağının üstüne kaşığı kapattım... Sokağın başından sonuna, kısa aralıklı üç yüz adım atmıştı.Kaldırıma döşenmiş parke taşlarının bölünme çizgilerine basmamaya dikkat ediyordu. Oynak bir kaldırım taşına denk gelen ayağı, taşın altında biriken yağmur suyunu harekete geçirdi. Islanan ayağını umursamadan, hızlanan adımlarla caddeyi geçti. Önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola olmak üzere üç defa sahile baktı. Yosun kokusu burnunu tırmalamıştı. Baş parmağında çıkan şeytan tırnağı, elini her cebine sokuşunda kendini hatırlatıyordu. Kaldırımdaki çöplerin içinde sarhoş duran şişeye bir tekme savurdu. Şişe yuvarlandı, ters döndü; secdeye kapandı. Tekrar vurma şansı varken vazgeçti, şişenin bir günahı yoktu. Depozitosuzdu bir kere; eziyet etmesi etik olmazdı. Rahat...

SUSMAK ŞAHSİYETLİ RUHLARIN İBADETİDİR

''Okumak yolunda olduğunuz bu hikaye, alışılmışın dışında bir kurgulamayla çevrilidir. Üç farklı zaman kalıbı ve anlatıcı bulunan kurmacası ve başı sonu belli olmayan yapısı ile bu metni okurken,Semra Kaynana'nın dilimize soktuğu ''Daldan Dala'' ikilemesinin tam duruma uygun bir sıfat olduğunu düşünmeniz kuvvetle muhtemeldir. Lütfen okurluğunuzun ayarları ile oynamadan, şizofreninin omuz attığı dağınıklık içindeki hikayemizle başa çıkmaya çalışınız. Kolay gelsin.'' Gecenin en soğuk durağında gelmemesi için dualar ettiği treni bekliyordu. Her hikayenin başlangıcı bir yolculuktur, kabul. Ama her başlangıç doğuşu gereği bir bitişe mahkumdur.  ''Başlamak; bitirmenin kendisinden iki dakika sonra doğan kardeşidir...'' İncecik bir deste parmağı titreyen ellerinin arasında tuttuğunda, dünya yılların yorgunluğunu geride bırakmaya başlamıştı. Bir sevinç yükleniyordu kültürel kodlarına medeniyetin. Dilinden dökemediği tüm sırları, elleriyle ...

ŞABAN SAĞLIK'LARCA OKUMAK

-''Ben burada ineyim'' dedi annem. Teyzene uğrarım. Sen de üzme kendini. Unutma evladım ''her nasip vaktine esirdir.'' -''Tamam Valide Sultan, sen merak etme. Aramak huydur bizde. Bulmaya harcadığımız vakit ömrümüzün zekâtı olsun.'' On gün kadar önce cızırtılı bir kapı zili ile bölündü uykum. Nadirâttan gördüğüm rüyalardan birinin ortasına denk gelen bu sabah kalkışması sinirlendirdi beni. Hırs ile karışık hızlı adımlarla kapı eşiğine yöneldim. Sinirle açılan kapının önünde herhangi bir fâil bulamadım. Soğuk hava uyku sersemi suratıma vururken kapatmak üzere olduğum kapının aralığından beyez bir zarf ilişti gözüme. Alıp çeri geçtiğimde ahâlisi bulunmayan evimde tek başınalığın sessizliği ile koltuğa oturdum. Zarf usûlü haberleşmenin son kullanma tarihinin geçtiği bu devirde kim yapardı bu nostaljiyi ? Sordum. Bir kalem ve kağıt sıyrıldı zarfın dudakları arasından,  sanki birisi bana söyleyeceklerini yazmaya üşenmiş ,  hammaddeleri temi...

MEVZU NEYDİ

Ay ışığı masasının üstüne düştü. Kullanım kılavuzu olmayan bu alemde,kağıda döktüğü her kelime bir kahramanın neşesine mâl olabilirdi. Ağırdı kalem tutmanın sorumluluğu, zordu. Hayatlara yön çizmek, bir yerden bir yere savurmak en anlamlı  düşleri. Kendi kurduğu dünyada kaderiyecilik oynamak, zordu. ''Fazla mı abartıyorsun?'' dedi akıl. ''Sen sen ol hafife alma''  dedi kalp. Bu bir anlatı oyunuydu. Son mektubun satırlarını bir kez daha okuma ihtiyacı hissetti. ''Bayım'' nidâsı ile başlayan bu talepkâr metine bir kez daha gözlerini dikti. Kahramanından gelen mektuplar onu amansız bir yazma isteğine sürüklüyor, eline anlatının sihirli değneğini tutuşturuyordu. Yazmak, yaratıcının seçilmiş kullarına bahşettiği bir hazineydi onun gözünde. En güzel hikayeleri kader başlığı ile kullarının alnına kazıyan Allah'ın, kendindeki sonsuz ilimden bazı yaratılmışların hamuruna bir damla lûtfetmesiydi. Şahsının bu zümrenin imrenicisi olarak kain...

ALGIDA DELİCİLİK

Yavaşça doğruldum yataktan. Ayaklarımı sarkıttım eski parkenin üzerine. Hafiften salladım başımı, gözlerimi ovalayıp camın kenarındaki koltuğa baktım. "Dede" dedim, yine giymişsin akları yukarıdan aşağı, çıkıyorsun karşıma her uyku ortasında yine aldın aklımızı. Buruştu yüzü, hafiften alındı. "Bak tamam" dedim, haklısın. İşin bu: rüya gezmek. Ama hiç değilse bir selektör yap içeri girmeden. Zaten bende bir iki tahta eksik, kalanları da sen incitme. Neyse hoş geldin beş gittin. Hafiften doğruldu koltukta, ayaklanacak gibiydi. "Tamam tamam" dedim. Geldin madem bir rüyalık daha kal. Ama güzel bir şeyler koymazsan seyr-i hayalime bozuşuruz. Şans topunda çıkacak numaraları istemem merak etme. Ufak bir yamaç, iki tabure, ufukta deniz, elimde çay olsun yeter. Olur bâbında kafasını salladı. Bak ben uzanıyorum şimdi. Fazla sürmez dalarım Uyku Tanrısı'nın kollarında rüyaya. Fazla bekletme huylanırım, aramız açılır, aksileşirim. Hadi ak sakalından öpmüşüm. ...