Kayıtlar

KİMDİR,KİMLERDEN DEĞİDİR

Resim
Türkiye-İzlanda maçında   89. dakika.  Tüm ülkenin kalbinin stabile ve tek kanallı akımlarla umut eksenine bağlı olduğu anda, Selçuk İnan barajın üzerinden, kalecinin uzanamayacağı o küçük ama ölümcül noktayı  gördünde  memleketçe nasıl umuda boğulduysak , senin sesini duyduğum zaman da aynı oranda mutluluk hormonu salgılıyorum... Güzellik kavramının görecelilik pramidinde  basamak basamak ölçüldü günümüz dünyasında ,  sana '' dünya güzeli'' deme sebebim kesinlikle fiziksel değildi. Zaten sevgili dediğin güzelliğiyle seni kendine aşık eden değil; sana kendin olabilme şansını veren kişi değil miydi ?  Sevmek insanın masrafsız ve plansız olarak gerçekleştirebileceği eylemlerin en naifi. Hayat ''sevelim sevilelim , bu dünya kimseye kalmaz'' yönergesi uyarınca yaşanırsa güzel. Fiziksel donanımın üstüne yapılan ekleme ve rütuşlarla kusursuzlaşan yüzler yerine henüz imara açılmamış Büyükşehir orman arazileri kadar nadir ve temiz kalplerde uza...

DÜNYADA DÜŞÜNÜLECEKLER LİSTESİ

Son beş dakikadır uyguladığım derin derin nefes alma teorisi yeni yeni etkisini hissettirmeye başladı. Göz kapaklarımdaki kasılma hali baş ağrısı olarak geri dönüşüme uğruyor. Tam boğazımda, çene kemiğimden iki parmak aşağıda; halk arasında Adem helvası denen yerde sağlam bir yumruk yuva yapmış. Vücuduma giren oksijene kota koymuş, her geçişte ayakbastı ücreti istiyor adeta. Hayallerime elalemden izinsiz çıktığım kaçak katlar yıkım ekiplerinin gazabına uğruyor. Vurulan her kepçe darbesi göz pınarlarımda muson yağmurları olarak sinirden şişmiş yanaklarımı suluyor. Müziklerde derman arıyor insan. Şarkıyı aktaran sesin kendi derdinden muzdarip olması ufak bir rahatlama bırakıyor damarlara. Müslüm Gürses çalıyor. Parmak uclarımdaki kılcal damarlardan kalp ritminde aranjör olan atar damara kadar akışımın kimyası değişiyor. Damarlarımda nikotin, alyuvar, akyuvar ve Sebahat abla dolaşıyor. Müslüm Baba ile Sezen Aksu kişisel tarihimde gördüğüm en güzel kualisyon hükümetini senglah makamına y...

HATALAR AZLİNİ İSTİYOR

Resim
''Bir hata işledim, bin af diledim. Üstünde durmasan ne kaybederdin. Hemen her fırsatta bir tokat gibi, yüzüme vurmasan ne kaybederdin.'' Orhan Gencebay'dan yükselegelen bu serzeniş milyonlarda dejavu etkisi yaratıyor. Hayatta herkes , yaptığı eylem sonucunda ortaya çıkan etkileşim nedeniyle etkilenen kişinin kendisini affetmesini bekliyor. Kimi  sevdiğinden, kimi ailesinden , kimi dostundan , kimi ise Allah'tan af talebinde. Allah'tan af bekleyenleri bir kenara bırakmak gerekirse -O mevzu beni aşar, kul ile yaratıcı arasına girilmez.- diğer insan kütlesi hep birbirine benziyor. Kimisi haklı feryadında, kimisi pişkin bir halet-i ruhiye etkisinde, evrenin her saniyesinde birileri pişman olarak işlediği hatadan azlini ya da affını istiyor. İnsanlık ilk çağlardan beri affedilmek şansını kovalamakla meşgul. Bunun delilleri gayet açık ve kamuya bildirilmiş bir şeffaflıkta. Geçmiş dönemlerde kalıplaşıp günümüze Ata'mızın Söz'ü olarak gelen '...
İnsanlık hep olması gereken yerin farklı olduğuna inandırdı kendini. Kimse o anki yaşamını üstlenemedi. Hep olması gereken yeri başka mecralara sabitleyip hoşnutsuz tavırlarla hayata somurttu. Fakir asıl yerini lüks araçların şoför koltuğunda görürken rüyalarında, zengin onun hayalindeki lüksün şatafatından sıkılıp bir dağ başı hayal etti. Dağ başındaki çoban ise şehirdeki fabrikada maaşlı bir iş, Ahmet abinin çilli oğlu ise devlet kapısında sigorta primli mesai. Kader dediğimiz, yaşamımızın hareket devinimini kuran sistemler bütünü, tanrısal senaryo veya alın yazısı hep dillerde ''kahpe'' sıfatı ile anıldı. Sinema filmleri köyde sevdiği kız ile arasına giren para adlı düşmana karşı büyük şehre giden binlerce gencin telef oluşunu beyaz perdeye yansıttı. Hikaye klasik, kurulmaya çalışan paradoks ise hep yanlıştı.  Yeşilçam sinemasının en parlak dönemini oluşturan bu eserlerde konu realist, karakterler romantik, mekanlar ise realistti. Plan ilk başlarda akla yatkı...

KARANLIĞIN İNCE DOKTORİNİ

Kapkara karalama defterinde , beyaz kalan son satırları siyah hayallerle dolduruyorum. "Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz"sözünün inceliğini kirpiğini akışında inceliyorum. Rivayet odur ki  sözün aslı ''Ane gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmazdır.'' Ane Bağdat yakınlarında şehri çevreleyen bir uçurumdur. Uçurumun derinliği ile zamanının ilm ve kültür merkezi Bağdat'ın güzelliğini eş düşümsel terazide bir tutan bu söz , her güzelliğin yakınında onu daha çok istememizi tetikleyecek bir zorluk olduğunu anlatır. Güzele koşan her yolda zorluklara komşu olmayı.  Güzelin kapısına yatanın düşman ile düzeyli bir ilişkiye yelken açışını anlatır. ''Bir başka şiir açığa vurur bu derin anlamı, şeffaf kılar, dile verir; '' Öyle kolay değil gül koklamak, gül tutan ele diken batmalı ! Bir aşka gönül veren, o aşkın kapısında yatmalı'' Uçurumlar aşarak sana gelirken geçtiğim tabelasız yollarda belediye rögar kapaklarını açık bırakıp ölü...
Resim
İnsanlar önce siyahı adlandırdılar. Geceleri gece ile gündüzü ayırmak için. Sonra ise kırmızı çıktı ortaya, en büyük buluşları ateşi tanımlamak için.  En büyük ihtiyacı her dönemde var oldu insanın. Kimi zaman koyu gri mağaraların duvarlarında, sivri uçlu taşlarla işlenmiş bir ceylan figürü, kimi zaman ağaç gövdesine yara edilmiş iki sevgilinin adının ilk harfi. İnsan yazmak eylemine düşkünlüğünü doğasından almakla beraber anlatmak isteğini genlerinde canlı tutar. İster paylaşmak diyelim, ister içini dökmek, insanın haykırmak isteğini günün şartları nedeniyle kağıda kazımasıdır ''yazmak.'' Aşkın temsili, kavganın kaçınılmaz adresi, davaların savunma merkezi. Farklı istekte ademoğullarının durdurulamaz gösterisi. Güzel söz söyleme, aslında doğru olanın güzel söyleme meselesi ''Edeb-iy-at''  ''Yazıyorsun okuyorum, kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa, insanın bu rütbece alçalabilmesinden korkuyorum'' sitemindeki gibi değil,  'Söz ver...
Tekrarlara düşmek, tek nefeste yaşamak hayatı, geriye bakmadan hızlı adımlar atmak, öncesi ya da sonrası hakkında düşünmeden koşmak uçsuz bir ovada. Semtsiz şehirlerde gün ışığını kovalamak, aynı anda kendi gölgenden kaçmak. Ve savaşmak hayatın her yüzüyle, her harpte öncü birlik olmak. Yirmi üç yıldır yaptığım şey tam olarak buydu.  Beni üç gündür tanıyan bir kadından hayatımı fragman tadında özetleyen bu cümleleri duymak zihnimi savuşturmuştu.  Nasıl bir paragrafta özetlemişti beni. Hayat, yirmi üç senelik bir hayatın aforizması bir paragrafa nasıl sığar. Hayat, basit kararlar bütünü. "Hayatımızı aldığımız kararlarla biz belirleriz" tezi tamamen çöp. Hayatımızı seçtiğimiz değil, seçmedigimiz şeyler belirler sevgili okur. Neyin elini tuttuğun değil, onun elini tutmak için nelere sırt donebildiğin önemli olan, nelerden feragat edilebildiğin. "Sen benim yaptığım en güzel anlatım bozukluğusun, güzelliğine denk bir benzetme bulamadım. " demekle yetinebildim. Kurduğu...