Kayıtlar

KARAGÖZ VE HACİVÂT- ÖLÇÜ MESELESİ

Zamanın Şehr-i İstanbul'unda, kıraat-hânelerde edebiyat kokar, âruz ölçüleri havada uçuşur, en az düzenlenmiş iki Divân'ı bulunmayan adam yerine konmazdı. Hece ile şiir yazanlara eshefle kınayan gözlerle bakılırdı. Kâfiyenin gözden ırak kaldığı, ''abes- muktebes'' tartışmasının nesilden nesile sürüp gittiği  devirde iki genç şair yaşardı. Kafka'nın '' Ülkede adalet yok'' mottosu temellendirmesi ile avukatlığı bıraktığı yaşta olan bu genç adamlar, çeşitli dergilerde şiir sanatı hakkında yazılar yazar, youtube kanallarında güncel eserlerle ilgili videolar çekip, twitterda şiirlerinden kısımlar paylaşırlardı. Hacivât; âruzun müptelası, Farsça'nın aşığı, Fransız edebiyatı eserlerinin bibliyomanıydı. Karagöz ise; Heceye gönül vermiş, türkçe ağzımda anasütüdür aforizmasını kalemine işlemiş, modern bir türk ozanıydı. İkili sık sık dergilerin orta sayfa sütunlarında karşı karşıya gelir, yeni yeni peydâh olmuş fikir-sanat- edebiyat programları...

KADAVRAYA KALP MASAJI

-Baktım olmuyor ben de vurdum kapıyı çıktım dışarı. Hızlı ve şuursuz adımlarla uzaklaştım oradan. Üst üste küfürler peleseng oldu dilime. Yokuş aşağıya saldım düşlerimle yorgun ayaklarımı. Sinirden kastığım dişlerimin sesleri sokak başından duyulacak olmuş ki Adem abi seslendi birden. O anda ayaklarımın beni mahalleme sürüklediğini anladım. -Adem kim oğlum? - Yok mu abi şu kösedeki manifaturacı Adem. Hani karısı bir adamla kaçmıştı da mahalleyi ayağa kaldırmıştı asarım keserim diye. - Sahi n'olmuştu o olay? - Nolucak abi. Adem yaz yağmuru gibi bir esti, sonra çekildi kenara. Bırak şimdi abi onu bir şey anlatıyoruz burada. -Tamam kardeşim devam et sen, mahalleye geldim demiştin. - Hah abi gelmişim mahalleye, yüzüm kıpkırmızı zaten sinirden. Adem abiyi bir şekilde savuşturup meydanlıktaki yemekciye oturdum. Dedim kafam fazla dolu bari mideyi de dolduralım.  Garson geldi, tam bana bir paça çorbası  diyecektim.. - Noldu oğlum yine, Adem mi gelmiş peşinden. -Yok be abi ne...

ELLER GÜL KOKUYOR, SÖZLER DİKEN SATIYOR

''Sokağın sonundaki karanlıkta kaybolana kadar bakakaldım arkandan; her köşebaşı biraz sen şimdi.'' Dönüşlerin tedaülden kaldırıldığı saatlerde evlin ışıkları soluk, baca dumanları kesiktir. Gelmeyecek olaları beklemeye meyilli kahramanlar yıldızların parıltısında bulur yolunu. Fallar cevapsız, kahinler çaresiz kalsa da beklemek eylemini huy edinirler. Gözler çatılır, kaşlar kısılır, boşluklu saflarda edilen dualar semânın dördüncü katında takılır. Yollar arz-ı endam sehpası, denizler arş-ı adem olur. Sokaklar arşınlanır, caddeler kulaçlanır, denizler koşulur, cami avluları gül bahar olur. Sorulur ademoğluna bin bir çeşit sual, canlar sıkılır, çanlar çalınır, diller lâl olur. Lambada titreyen alev üşür, Leyla'lar ne söylese boşa olur. Sol anahtarı damlar kulaklardan. Yollarda hicaz makamından izler. Makamında ağırlar dertler sakinleri. Sakin kalamayalar yollara vurur taşları. Taşlar üç kez seker alevlerin üstünde. Sular yakıyor bedenleri; buz küpleri fışkır...

GELİŞİ GÜZEL DEĞİL GÜLÜŞÜ GÜZEL

''Ben tüm dünyayı karşıma alıp seni sol yanımdaki yaldızlı tahta oturtmak istemiştim'' İskelenin ucuna geldiğimde ciğerlerim soluk soluğa küfür ediyordu. Soğuk korkuluk demirine sırtımı verip ellerimi diz kapağıma dayadım. Üç derin soluktan sonra zirveye ulaşmış dağcı endamı ile göğsümü fazladan gererek doğruldum,ritmi bozuk kalbim fabrika ayarlarına dönmeye çalışıyordu. Sabahın en umarsız saatinde parktaki tahta banktan başlayan koşumun sebebi eksik; amacı bulanıktı. Sebep sonuç ilişkisi için fazla uçarı olduğumu düşündüm. Şehrin yitik sokaklarından sahilin nemli sessizliğine attığım macerasız ve ani gelişen tur, kafamda dolaşan kuyrukları birbirine bağlı kırk tilkinin yorulmasına sebep oldu; oturdum. Balıkçıların uğramaktan uzak durduğu iskelenin bereketsiz kısmında izmaritler beton direklere vuruyor; insanoğlu balık neslini kullanılmış nikotin artığı ile besliyordu.İskele turum basın mensuplarına kapalı olarak sona erdi;sessizim. Yürüdüğüm sahilde rüzgar kayala...

BİR BEN'DEN BİR SEN GEÇİYOR

Her klişenin karşısında, sabahın serinliğine tepkili, yazın sıcağına hasret. Sahilin ilk güneş ışıklarını nemli banklarda ağırladığı saatlerde, umudun  tonlarına Türk Sanat Musikisi korosu ahengi yaşatan sarı saçlar savruluyor kaldırımda. Her anın tadını çıkaran kaldırım taşları ıslak, yıldızlar erketede, güneş doğum sancısı ile yükselirken, o göğsündeki   ince sızılar ile yürümekte. Denizin gökyüzü yansımalı maviliğine cevap veren gözleri , ince topuk ayakkabısı ve yüzündeki ufak tebessüm. Deniz feneri gülüşlü  bir kadının evinde olduğu anlar gökyüzünde  yankılanıyor, ağaçlar erketede, kuşlar onu selamlıyor. Her acısının temeline tebessüm ekiyor. Kendine kurduğu duvarda acılı harplerin izleri, surlarını döven her top mermisi gücüne güç katıyor. Gülerek cevaplıyor hüzünleri. Güçlü görünmek için yıktığı her tabunun üstüne acısını bırakmış, tek başına dikenli yollarda yürüyor. İnce topuk ayakkabısının bastığı yerlerde papatyalar açıyor, masumiyetleri onun yan...

DAR SOKAĞIN YAN DÖNÜŞÜ

Yaklaşan vapurun sivri ucu ile ortadan ikiye böldüğü sular arkasında beyaz köpükler bırakıyor,  binlerce kavuşma anına tanıklık etmiş rıhtıma gittikçe yanaşıyordu 5.45 vapuru. Rıhtımda usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Bu gruba selam çakarcasına ben de cebimden bir sigara çıkarıp yaktım. Gözüm vapurda. Gittikçe yaklaşıyor. Onu görmeyi umut ederek aynı saatte karşısına dikildiğim kaçıncı vapur bu.? Bundan dört hafta önce,  5.45 vapurundan inerken gördüm onu. İskelenin verilmesi ile bir serçe kuşu gibi vapurdan kıyıya atlamış,  küçük, rengarenk ve kenarları dantelli şemsiyesini açıp insanların arasından taş işlemeli duvarı takip eden dar sokağa yönelmişti. Onu ilk o an gördüm. Ürkek bir ceylan gibi tiriyordu. Sanki avucunda yaralı bir güvercin varmış da onu incitmemek istiyormuşcasına narin hareketlerle yürüyordu. Savunma arkasına koşu yapan bir golcü çabukluğu ile kalabalığın arasından sıyrıldım. Simitçiyi geçtikten sonra soldaki, avucunda bir avuç ekmek kırıntısı ile...

LİSÂN-I HÂL'İM HAKKINDA BAZI MÜLAHAZÂTI ŞAMİLDİR

Resim
Lisan-ı Hâl'im Hakkında Bazı Mülahazâ tı Şamildir. Köşebaşı, sokak ve ayna. Temasal bir muamma. Karışık yolların sinyalsiz dönüşlerinde altyapı  yetersiz. Tabelalar ters yöne dönmüş, umuda çıkan her yolun ucunda bir çıkmaz sokak. Çıkmazlar arasında sözler ağızdan çıkmaz. Kaşlar çatılır. bilekler kanar, tırnak uçları avuçları eşer. Bu yolların sürekli başlangıç noktasına çıktığı bir sokak. Aslında bütün alem bir çıkmaz sokak. Kafka'nın edebiyat için avukatlığı bıraktığı yaşta, kırık uçlu kurşun kalemim ve ben, gözler sönük ; uçlar kırık. Mantıksız kuramlara tez yazıyorum. Ki ben aklımın son kırıntısı ile martı doyurdum , kalıyorum. En son kalmam gereken yerde , dar sokaklarla kaplı şehrin son çıkmazında, demir attığım limanların ıslak lodosunda , duruyorum. Yazıyorum,durup siliyorum. Evet yazdıklarımı sildiğim çok oldu ; lakın hiç bir sildiğimi yeniden yazmıyorum. Örnekler çoğaltıyorum zihnimin ölü denizinde, Da Vinci diyorum ; MonaLisa'nın dudaklarını 12 senede ...