Kayıtlar

ALGIDA DELİCİLİK

Yavaşça doğruldum yataktan. Ayaklarımı sarkıttım eski parkenin üzerine. Hafiften salladım başımı, gözlerimi ovalayıp camın kenarındaki koltuğa baktım. "Dede" dedim, yine giymişsin akları yukarıdan aşağı, çıkıyorsun karşıma her uyku ortasında yine aldın aklımızı. Buruştu yüzü, hafiften alındı. "Bak tamam" dedim, haklısın. İşin bu: rüya gezmek. Ama hiç değilse bir selektör yap içeri girmeden. Zaten bende bir iki tahta eksik, kalanları da sen incitme. Neyse hoş geldin beş gittin. Hafiften doğruldu koltukta, ayaklanacak gibiydi. "Tamam tamam" dedim. Geldin madem bir rüyalık daha kal. Ama güzel bir şeyler koymazsan seyr-i hayalime bozuşuruz. Şans topunda çıkacak numaraları istemem merak etme. Ufak bir yamaç, iki tabure, ufukta deniz, elimde çay olsun yeter. Olur bâbında kafasını salladı. Bak ben uzanıyorum şimdi. Fazla sürmez dalarım Uyku Tanrısı'nın kollarında rüyaya. Fazla bekletme huylanırım, aramız açılır, aksileşirim. Hadi ak sakalından öpmüşüm. ...

NEDİR YANİ, MESELE NEDİR?

Sosyal Bilimler çatısı altında yerini almış olan Edebiyat alanı, bulunduğu başlığın ortasında durmuş, biraz ''Sosyal'' biraz ''Bilim'' hamuru  ile yoğurulmuş ''Edeb'' köklü bir alandır. ''Sözü güzel ve etkili söyleme'' formülü ile açıklanan yazınsal sanat eselerinin çıkış noktası ve işlendiği mecraadır. Türk Edebiyatı alanı da aynı oluşumla ortaya çıkan, elimizdeki en eski kaynan Orhun Abideleri'nden günümüz eserlerine kadar geçen zaman zarfını adlandıran ve açıklayıp anlamlandıran alandır. Her bilim alanının eksikleri veya yanlış yapılanmaları olduğu gibi, her ne kadar günümüzde hâlâ bilim olup olmadığı konusu tartışılsa dâhi Edebiyat alanının ve eğitiminin de belli eksiklikleri varolmaktadır. Peki nedir eksik olan, mesele nedir? Okur-yazar olarak yetiştirilmeye çalışan öğrenci grubunun bir mensubu olarak şahsım Yeni Türk Edebiyatı alanı öğrencisiyim. Edebiyat bilimi kökenden başlıca dallara ayrılsada bu dallar iç...

ÜÇLER

Elips taş suyun üzerinde üç kere sekti. Üç dalga vurdu kumsala; biri atana, biri tutana, biri yutana... Şemsettin çıktı dalgadan;tüyleri ıslak,gözleri kızarık, burnu tıkalı. Şemsettin gönülden yaralı; git-gel akıllı, gel-git kafalı. Üç dilek tuttu gök; yüzüne Şemsettin'in. Bizim oğlan üç yerinden vuruldu, kırk kapıda kuruldu, delirmekten yoruldu... Tabure oldu sonra. Başlar ayak, ayaklar baş oldu. Üzerine oturdu en sosyalist söylemler, Şemsettin bir öğrenci eyleminde vuruldu. Süründü Ankara'nın ayazında, tüm fikirlerin kursağında buruldu. Sıktı felek pençesini bir hevesle, Şemsettin ahmak ıslatanlara kovuldu. Beyaz bir odaya sokuldu sonra. Üç parçada bölündü. Bir parça Şems, bir parça et, bir parça tın oldu. Şems'i arayan Mevlana, Et'i arayan baykuş, Tın'ı arayan Ahmed Hâşim. Göz için Muallim Naci, kulak için Recâizâde. Vaaz için Mehmed Âkif, görmek için Âşık Veysel. Vurmak için Dadaloğlu , sövmek için Nef'i, saymak için Pisagor... "Şemsettin...

ORTALIK OYUNU

Sıkıldım artık bu kuru taburede oturmaktan Şemsettin. Ya kalk gidelim, ya iki çay söyle biri açık olsun. Zaten kararttın suratını yine. Bir de çayın koyusunu çekemez bu ağız. Çıkalım artık siyah-beyaz sokakların içinden, kırlara düşsün yolumuz. Hadi atla cebime, sıcak sıcak saklan orada. Ben seni ilk molada kaldırırım. Dal Uyku Tanrısı'nın narin kollarında düşlere.Çocukluğumuza yol olalım. Ankara üzerinden Orta Anadolu'ya düşsün gölgemiz, kurak ve tozlu yollarda kavrulsun tenimiz, pamuk tarlasında gezerken bacaklarımız çizilsin. Arada sen çık dışarı, ben senin  şapkanın altında gezeyim. Koru beni Adana pamuğunun beyazından. Düşlerimde siyah kalayım. Vuralım kendimizi tuz kokulu sahillere, gezgin olalım, seyyâr olalım, yâr olalım, ayâr olalım. Şiirler kuşanalım üstümüze, kalemler süngümüz olsun. Kanatmadan konuşalım karşıtlıkları. Sonra bir öğrenci eylemine karışalım fiziken, sloganlar atalım. Şehrin griliğine dönelim sonra, Karabük deplasmanı olalım, sayısal loto oynayıp ...

KARAGÖZ VE HACİVÂT- ÖLÇÜ MESELESİ

Zamanın Şehr-i İstanbul'unda, kıraat-hânelerde edebiyat kokar, âruz ölçüleri havada uçuşur, en az düzenlenmiş iki Divân'ı bulunmayan adam yerine konmazdı. Hece ile şiir yazanlara eshefle kınayan gözlerle bakılırdı. Kâfiyenin gözden ırak kaldığı, ''abes- muktebes'' tartışmasının nesilden nesile sürüp gittiği  devirde iki genç şair yaşardı. Kafka'nın '' Ülkede adalet yok'' mottosu temellendirmesi ile avukatlığı bıraktığı yaşta olan bu genç adamlar, çeşitli dergilerde şiir sanatı hakkında yazılar yazar, youtube kanallarında güncel eserlerle ilgili videolar çekip, twitterda şiirlerinden kısımlar paylaşırlardı. Hacivât; âruzun müptelası, Farsça'nın aşığı, Fransız edebiyatı eserlerinin bibliyomanıydı. Karagöz ise; Heceye gönül vermiş, türkçe ağzımda anasütüdür aforizmasını kalemine işlemiş, modern bir türk ozanıydı. İkili sık sık dergilerin orta sayfa sütunlarında karşı karşıya gelir, yeni yeni peydâh olmuş fikir-sanat- edebiyat programları...

KADAVRAYA KALP MASAJI

-Baktım olmuyor ben de vurdum kapıyı çıktım dışarı. Hızlı ve şuursuz adımlarla uzaklaştım oradan. Üst üste küfürler peleseng oldu dilime. Yokuş aşağıya saldım düşlerimle yorgun ayaklarımı. Sinirden kastığım dişlerimin sesleri sokak başından duyulacak olmuş ki Adem abi seslendi birden. O anda ayaklarımın beni mahalleme sürüklediğini anladım. -Adem kim oğlum? - Yok mu abi şu kösedeki manifaturacı Adem. Hani karısı bir adamla kaçmıştı da mahalleyi ayağa kaldırmıştı asarım keserim diye. - Sahi n'olmuştu o olay? - Nolucak abi. Adem yaz yağmuru gibi bir esti, sonra çekildi kenara. Bırak şimdi abi onu bir şey anlatıyoruz burada. -Tamam kardeşim devam et sen, mahalleye geldim demiştin. - Hah abi gelmişim mahalleye, yüzüm kıpkırmızı zaten sinirden. Adem abiyi bir şekilde savuşturup meydanlıktaki yemekciye oturdum. Dedim kafam fazla dolu bari mideyi de dolduralım.  Garson geldi, tam bana bir paça çorbası  diyecektim.. - Noldu oğlum yine, Adem mi gelmiş peşinden. -Yok be abi ne...

ELLER GÜL KOKUYOR, SÖZLER DİKEN SATIYOR

''Sokağın sonundaki karanlıkta kaybolana kadar bakakaldım arkandan; her köşebaşı biraz sen şimdi.'' Dönüşlerin tedaülden kaldırıldığı saatlerde evlin ışıkları soluk, baca dumanları kesiktir. Gelmeyecek olaları beklemeye meyilli kahramanlar yıldızların parıltısında bulur yolunu. Fallar cevapsız, kahinler çaresiz kalsa da beklemek eylemini huy edinirler. Gözler çatılır, kaşlar kısılır, boşluklu saflarda edilen dualar semânın dördüncü katında takılır. Yollar arz-ı endam sehpası, denizler arş-ı adem olur. Sokaklar arşınlanır, caddeler kulaçlanır, denizler koşulur, cami avluları gül bahar olur. Sorulur ademoğluna bin bir çeşit sual, canlar sıkılır, çanlar çalınır, diller lâl olur. Lambada titreyen alev üşür, Leyla'lar ne söylese boşa olur. Sol anahtarı damlar kulaklardan. Yollarda hicaz makamından izler. Makamında ağırlar dertler sakinleri. Sakin kalamayalar yollara vurur taşları. Taşlar üç kez seker alevlerin üstünde. Sular yakıyor bedenleri; buz küpleri fışkır...